Ülkemizde tek kanallı dönemin en sevilen yapımlarından biri olan bu başarılı aksiyon ve macera dizisi, karı-koca amatör dedektifler Jonathan ve Jennifer Hart'ın dünyanın dört bir yanındaki nefes kesen maceralarına odaklanıyor...
Kendi çabalarıyla başarıyı yakalamış bir milyoner olan Jonathan Hart (Wagner), dünya çapında bir şirket olan Hart Industries'in başkanıdır. Muhteşem karısı Jennifer Hart (Powers) ise serbest gazetecidir. Sosyete yaşamı sürdüren bu zengin ve gösterişli çift, bir yandan da merakları yüzünden amatör dedektiflik yaparak dünyayı gezmekte, zenginlerle ve ünlülerle arkadaş olmaktadır. Sonuç olarak süper hafiyelerimiz, her bölümde kendilerini bir cinayet, kaçakçılık, hırsızlık ya da casusluk vakasının içinde bulurlar, yani bir 'tehlike çemberi'nde... Zengin karı-koca, bunca kovalamaca arasında birbirlerine olan aşklarını yaşamaktan da geri kalmaz. Varlıklı olduklarından bazen sadece zevk uğruna bazen de bir davanın peşinden çok uzak yerlere gidebilirler; Londra, Paris ve Atina'dan, Hawaii, Meksika ve Asya'ya kadar Jonathan ve Jennifer, sadık uşakları Max ve sevimli köpekleri Freeway ile maceradan maceraya koşar...
1979'dan 1984'e kadar dizi olarak devam eden "Tehlike Çemberi", 1993-96 yılları arasında sekiz TV filmiyle izleyici karşısına çıkmıştı.
Hafızam beni yanıltmıyorsa; 80li yıllarda rahmetli Cenk Koray'ın pazar günleri TRT'de yayınlanan "Tele Pazar" programında izliyorduk bay meraklıyı. Birbirinden komik kısa kısa gösterimlerdi. Zevkle ve ilgiyle izlerdik. Aynı programın içerisinde bir de yarışma vardı: "Tele Kutu". Bir de bu yarışmanın o yıllarda dillere slogan olan cümlesi; "Açiiim mi kutunuzu?"... :)))) Hadi hadi, iç geçirmeyi bırakın da Bay Meraklının maceralarını izleyin.
Bir dönemin en güzel kovboy dizisiydi. Baba Cartrait ve üç oğlunu anlatan bu akıcı diziyi heyecanla seyrederdik. Eminim "Küçük Joe" dediğimde hafızanızı biraz zorlayarak hatırlayabilirsiniz... Baba Cartrait her zaman otoritesini ortaya koyan, çocuklarını iyi bir şekilde yönlendiren, fakat en çok Küçük Joe'nun sözlerine değer veren bir babadır... Bu arada Bonanza'daki Küçük Joe'yu Michael Landon oynuyordu. Yani "Küçük Ev" dizisinin babası... Hatırladıklarım bunlar. Eminim bu güzel diziyi anımsadınız...
Çocukluğumun en güzel dizisiydi. Hepimiz deli gibi seyrederdik. Bu muhteşem, teknoloji harikası arabanın adı KITT idi. Konuşmak dahil, her türlü marifete sahip bir arabaydı. Sahibi Michael'ı (David Hasselhoff) her türlü zor durumdan, tereyağdan kıl çeker gibi kurtarırdı. Bir de yukarıdaki resimde görüldüğü üzere, arabanın önünde sağa sola gidip gelen kırmızı ışıkları vardı. Her önüne gelen arabasına o ışıklardan taktırmış, ortalık KITT ten geçilmez olmuştu. O zamanın erkekleri arabaya, kızları da Michael'a hastaydı.
Dallas'dan önce başlamıştı Aşk Gemisi. Her dizide ayrı bir aşk hikayesi işlenirdi. Ama müretebat değişmezdi. Yolcular biner, Aşk Gemisi Acapulco'ya doğru demir alır ve aşklar da başlardı. Balo salonundan gelen dans müziğinin eşliğinde en kralı yaşanırdı aşkın. Beyazlar içindeki kaptan Stubing, süper doktor ve tüm ekip çok canayakındı, yolcuların her derdine deva olmaya çalışırlardı. Her bölümde yolcuların başına birşey gelir, bir polisiye olay, yarım kalmış aşk macerası, küskünlük vs. problemler ortaya çıkar ve seyahat süresi içinde ekibimiz olayı çözerdi. 70'li yıllarda TRT'de yayınlanırdı ve siyah beyazdı. Dizinin başladığı saatte ailecek televizyonun başına geçerdik. Akşam yemeği saati, dizinin başlama saatine göre ayarlanırdı. Aradan uzuunn seneler geçmesine rağmen, dizinin o muhteşem müziği halâ kulaklarımdadır.
Evimize televizyonun ilk geldiği günü hatırlıyorum. Daha dün gibi... Ekran siyah-beyaz. Sadece TRT yayını var ve o da belli saatler arasında. Heves işte, daha yayın başlamadan yarım saat önce basardık televizyonun düğmesine. Kesintisiz "biiiiiiiiiiiip" sesine rağmen. Yayın saati sona erene kadar başından su içmeye bile kalkmazdık. İşte o ilk yayının açılış anonsu...
Türkiye'nin ilk yerli dizisi olan ve benim de en severek izlediğim diziydi diyebilirim. İstanbul'a göç eden Kayserili işadamı Nöri Gantar (Nuri Kantar), eşi Nörüye (Nuriye) ve araları bir türlü düzelmeyen dünürleri Ticen (Tijen) dizinin baş karakterleriydi. Beni en çok güldüren şey, Tijen'in sinirlendiği zaman (ki en çok dünürü Nuriye'ye sinirlenirdi) "Niiiiiiiiiiiiii!!!" diyerek çığlık atmasıydı. :)))
TRT'de yayınlanan, eğitici çocuk programlarından biriydi Susam Sokağı... Her gün bu sokağın kahramanlarının yaşadığı değişik olaylar anlatılırdı. Edi ile Büdü benim favorimdi. Kız kardeşime de "Minik Kuş" derdim. Yaşıtlarına göre boyu uzun olduğu için, tarafımdan bu ünvana layık görülmüştü. Ne de kızardı bana ona minik kuş dedikçe. :)) Çocukluk işte... Her faydalı program gibi, o da zamanla yok olup gitti ekranlardan. Şimdi bakıyorum da, çok kanallı yayına geçmemize rağmen, çocuklar için doğru düzgün program yok. Herkes reyting derdine düşmüş. Dizilerden, yarışmalardan geçilmiyor. Gerçekten yazık...
1980'li yıllarda TRT2'de gösterilmişti ve çok sevilmişti. Dizide, uzay aracı bozulunca Amerikalı bir ailenin çatısına düşen Melmac gezegeninden A.L.F. (Alien Life Form)'in maceraları anlatılırdı. Obur, kurnaz, kıllı ama sevimli bir yaratıktı. Geldiği gezegenin en makbul yemeği kedi olduğundan, evin kedisi "Şanslı"yı yakalayıp mideye indirme girişimleri hep sonuçsuz kaldı. :) ALF'i, o müthiş sesiyle Müşfik Kenter seslendirirdi.